SERA ETKİSİ:
Uzun
Dönemde, yeryüzünün, güneşten aldığı kadar bir enerjiyi
uzaya vermesi gerekir. Güneş enerjisi yeryüzüne kısa
dalga boyu radyasyon olarak ulaşır. Gelen radyasyonun
bir bölümü, yeryüzünün yüzeyi ve atmosfer tarafından
geri yansıtılır. Ama bunun büyük bölümü, atmosferden
geçerek yeryüzünü ısıtır. Yeryüzü bu enerjiden, uzun
dalga boyu, kızılötesi radyasyonla kurtulur (başka bir
deyişle onu uzaya geri gönderir).
Gezegenimizin yüzeyi tarafından yukarıya salınan
kızılötesi radyasyonun büyük bölümü atmosferdeki su
buharı, karbondioksit ve doğal olarak oluşan diğer “sera
gazları” tarafından emilir. Bu gazlar enerjinin,
yeryüzünden geldiği gibi doğrudan uzaya geçmesini
engeller. Birbiriyle etkileşimli birçok süreç
(radyasyon, hava akımları, buharlaşma, bulut oluşumu ve
yağmur dahil) enerjiyi atmosferin daha üst tabakalarına
taşır ve enerji oradan uzaya aktarılır. Bu daha yavaş ve
dolaylı süreç bizim için şanstır; çünkü yeryüzünün
yüzeyi enerjiyi uzaya hiç engelsiz gönderebilseydi, o
zaman yeryüzü soğuk ve yaşanmaz bir yer, Mars gibi
çıplak ve ıssız bir gezegen olurdu.

Sera gazı
emisyonları, atmosferin kızılötesi enerjiyi emme
kapasitesini arttırarak, iklimin gelen ve giden enerji
arasında tutturduğu dengeyi bozmaktadır. Eğer bütün
etmenlerin aynı kaldığını varsayarsak, uzun ömürlü sera
gazları birikimini iki katına çıkması (ki bunun 21.yy
başlarında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir),
gezegenimizin uzaya enerjiyi aktarımını yaklaşık yüzde 2
azaltacaktır. Enerji öyle basitçe birikemez. İklim şöyle
yada böyle fazla enerjiden kurtulmasını sağlayacak kimi
değişikliklere uğrayacaktır. Yüzde 2 küçük bir oran gibi
görünse bile, yeryüzünün tümü ele alındığında bu durum,
her dakika yaklaşık 3 milyon ton petrolün içerdiği
enerjinin bir yerde tutulmasına denktir.
Biliminsanları, iklim sistemini kontrol eden enerji
“motorunu” değiştirmekte olduğumuza işaret etmektedir.
Şokun hafifletilebilmesi için bir şeylerin değişmesi
gerekmektedir.
Başlıca Sera Gazları:
İklim
Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, 1987 tarihli Birleşmiş
Milletler Ozon Tabakasının Korunması Sözleşmesi Montreal
Protokolü ile kontrol altına alınamayan bütün sera
gazlarını içermektedir. Buna karşılık Kyoto Protokolü
aşağıda belirtilen 6 sera gazıyla ilgilidir:
·
Karbondioksit (CO2)
·
Metan (CH4)
·
Diazot monoksit(N2O)
·
Hidroflorokarbonlar (HFCs)
·
Perflorokarbonlar (PFCs
)
·
Kükürt heksaflrid (SF6)
Yukarıda
verilen ilk üç sera gazı emisyonlarının, insan
etkinlikleri sonucu ortaya çıkan küresel ısınma etkisi
içindeki paylarının sırasıyla %50, %18 ve %6 olduğu
tahmin edilmektedir. HFCs ve PFCs,
Montreal Protokolü uyarınca kullanımı kısıtlanan
kloroflorokarbonlar (CFCs ) gibi ozon
tabakasını incelten maddelere alternatif olarak
kullanılmaktadır.